Gülüşleri, mutluluğu paylaşmak ne güzel, Hayatı, güzellikleri paylaşmak, bölüşmek de ne güzel& Hayatın yükünü dostlarımızla, yakınlarımızla, sevdiklerimiz-sevmediklerimizle, tanıdıklarımız-tanımadıklarımızla, paylaşmaya mecbur olduklarımız-olmadıklarımızla çekmek ve paylaşmak ne güzel değil mi sevgili dostlar. Bu girişten sonra malumunuz üst sosyeteden bir bayan doğunun en ücra köşesine, köyüne gelin gitmiş. Gönül bu, nereye sığınacağı, nereye demir atacağı, kimi seveceği belli olur mu? Genç ve güzel kız bizim doğulu delikanlının cazibesine kapılıp gitmiş köyüne. Fakat daha köye girerken dehşetli bir koku gelir burnuna. Tabiî ki sorar bu koku neyin nesidir diye. Bu bizim yakıtımızdır der delikanlı. Bu koku da, kokar yakıt kokusudur. Kokar yakıt kokusunu bilirsiniz değil mi? Bu kokar yakıtın adı hayvan gübresinden yapılan tezektir. Hem ısınmada hem de ocakta kullanılır. Bu yakacak sadece doğuya ait bir yakıt değildir. Bu kokar yakıtı doğusundan-batısına birçok insan kullanır ve istifade eder. Mesela: Hayrabolunun köylerinde bu kokar yakıtı kullanan aileler bilirim. Nasıl hazırlık yaptıklarını da bilirim. Neyse biz konuyu değiştirmeyelim ve devam edelim. Tabii gelin hanım avluya girerken, eve girerken kayınpederine demiş ki; Baba: Siz bu kokar yakıt kokusu olan bu pis yerde nasıl yaşıyorsunuz? Her tarafınızda hayvan kokusu ve pisliği var. İnsanın neredeyse burnunun kemiği düşecek. Adamcağız demiş ki: Kızım burası köy yeridir. Burada herkes hayvancılık yaparak geçimini sağlar. Biz evimizi, evimizin önünü temizlesek bile 15 metre ötede Ali Çavuşun, 20 metre ötede Ahmet Onbaşının hayvanlarının pisliği var. Burası böyle demiş. Sen buraya gelmeden önce bunları düşünmen gerekirdi. Buraya gelmeden önce bunun hesabını yapman gerekirdi. Lakin hamarat gelin bundan tatmin olmaz. Hemen işe koyulur ve kollarını sıvayarak evinin etrafını, önünü, arkasını, sağını, solunu, çevresini ne kadar kuru tezek, yaş gübre varsa hepsini temizleyip uzaklaştırır. Tabii bu arada günler günleri kovalar ve aradan bir ay geçer. Koku namına bir şey kalmaz etrafında. Koku tamamen kesilir. Hamarat gelin gelip kayınpederine der ki; Bak baba! Sizde yaşama kültürü, yaşama anlayışı yok. Etrafı nasıl tertemiz yaptım. Bak gördünüz mü koku nasıl kesildi. Kayınpederi hamarat gelinine gülerek der ki; Bak kızım o koku kesilmedi. O koku hep var. Lakin senin ona burnun alıştı der. Evet, Bizim burnumuzu yıllarca pis kokulara alıştırdılar ve
o pis kokular bir süre sonra bize normal gelmeye başladı. Şimdi Türkiye pis kokularla temiz kokuları birbirinden ayırmaya çalışıyor. Bugün Türkiyenin gerek demokrasisinin standartları açısından, gerek Türkiyenin komşularıyla olan ilişkileri açısından, gerek Türkiyenin küresel iradenin bir parçası olması açısından, gerek yurt içinde ve yurt dışında yapmış olduğu atılımlar açısından, hem maddi hem de manevi alanda Türkiyenin iyiye gittiğini, kalkındığını düşünüyorum. Ama Türkiye iyiye giderken bir nekahat (Bir hastalık veya ameliyat geçiren şahsın, tamamen eski sağlığına kavuşabilmesi için geçen süre) dönemi yaşadığını da unutmamak gerekiyor. Genele baktığımız zaman iyileşme süreci var. Bu süreçte yaşananların normal olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiyenin konuşan insana, üreten insana ihtiyacı var. Konuşmazsanız üretemezsiniz, sağlıklı düşünemezsiniz. Sonra gaz birikmesine sebep olursunuz. Sonra biriken bu gaz grizu patlamasına neden olur. Grizu patlamasının tek çaresi de ortak değerlerimizdir. Ortak değerlerimizi birlikte yaşamalı, birlikte anlamalı, birlikte yaşatmalıyız. Yüzyıllardır sağladığımız bu birlikteliği yaşatmalıyız. Daha anlamlı, daha manalı hale getirmek de yine bizim elimizde. Bizim halkımız özde bir ve beraberdir. Farklı etnik gruplardan meydana gelmiş olsak da& Herkes hür ve özgürdür. Hiç kimse bizim inançtan, bizim itikattan, bizim tarikattan, bizim cemaatten, bizim aşiretten, bizim siyasetten olmak zorunda da değildir. Hiç kimse bizim gibi görmek, bizim gibi sevmek, bizim gibi anlamak, bizim gibi düşünmek, bizim gibi giyinmek, hayata bizim penceremizden bakmak zorunda da değildir. Hiç kimse bizim gibi inanmak, bizim gibi düşünmek, bizim gibi giyinmek, bizim gibi yaşamak zorunda da değildir. Hiç kimse inançlarından, ibadetlerinden, kıyafetlerinden, tarikatlarından, cemaatlerinden, siyasetlerinden dolayı horlanmamalı, hırpalanmamalı, sorgulanmamalı. Türkiyede yaşanan olayları ve hadiseleri aklıselim ile değerlendirerek, etrafımızda yaşananların farkında olalım. Biraz hassas olalım ve düşünmekten de korkmayalım. Konferanslar, paneller, oturumlar, internet kullanımı, yazarlar, çizerler, gazeteler, radyolar& Bunların hepsi birer havalandırma bacasıdır. Türkiyede grizu patlamasına müsaade etmiyor. Hepinize sağlık ve esenlikler dilerim. Hoş kalın, hoşça kalın. »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|